Baktın olmuyor bakmayacaksın. Peki, mümkün mü? Değil...


Laikliğin olmadığı ülkelerde de özgürlük var, İslamın olmadığı ülkelerde de huzur var... İnsan olanlar her yerde özgür, insan olabilenler her yerde huzurlu...


Özlemek kelimesinin içini bu kadar dolduracağın hiç aklıma gelmezdi...


Ne olduğunun, nasıl yaşadığının hiç bir önemi yok, önemli olan tek şey var iyi veya kötü olman...


Bir mayıs mı? Hani şu emeğin, paraya esir edildiği dönemde sırf avuntu olsun diye kutlanılan bayram mı? Ben kutlamıyorum arkadaş! Asıl emekçi çalışırken benim kutlayacağım bayram boğazıma takılır yutkunamam... Ne zaman ki demir ustası Mehmet abi, İnşaat işçisi Ali abi, marangoz Adil abi ve mahallenin bakkalı Rıza abi oturur kutlarsa bu bayramı söz bende kutlarım...


Kendimizi kandırmaktan vazgeçtiğimiz bir güne uyanmak dileğiyle, iyi geceler...


Hiç gidemem diyordun ya, Bak ayrılığa başrol yazdılar sana...



Cuma Bozkurt // Bir Yudum Aşk kitabından...

Hazırlıksız Yakalanıyoruz



Aşk hep yanlış zamanlarda çıkıyor karşımıza çoğumuz hazırlıksız yakalanıyoruz. Öyle ki bu sebepten dolayı korkarak yaklaşıyoruz her şeye. Ne aşkımızı tam yaşayabiliyoruz, nede kendi benliğimizde tam olabiliyoruz. Her şeyimiz eksik kalıyor bir parça.
Ama ne zaman hazır olurduk gibi bir soru sorsalar da eminim, bilmiyorum derdik birçoğumuz. Çünkü bilmediğimiz bir durum söz konusu olduğunda, o konu hakkında ki geleceği görme imkânımızda olmuyor hiçbir zaman. Bazen bekletiyoruz karşımızda ki insanı, sen bekle, ben hazır olunca tekrar geleceğim dercesine. Buna halk arasında gitmek diyoruz veya ayrılmak. Pek gelmek aklımıza gelmese de, bir başkasında o ilk insanı arayınca hep geri dönesimiz geliyor. Ne kadar zaman geçtiğini umursamadan sanki karşımızda ki insan bir robot ve bizden izinsiz yeni bir hayat kuramaz gibi geri dönmeye çalışıyoruz. Sonuç hep aynıdır oysa hep başka birlikteliklerin ortasına düşüyoruz. Bizim yapamamış olmamız kimsenin umurunda olmuyor.
"Bir defaya mahsus olsa da
Hayat bize tecrübenin bedeli ağırdır
Demekten geri durmuyor..."

Körü Körüne Aşk


Gözlerinle ışık saçtığın günleri özledim ben, 
 Yolumu o ışıkla bulduğum 
 Ve nereye gittiğimi hiç bilmediğim günleri... 
 Neden niçin yaşadığımı sorgulamadığım, 
 O günleri özledim ben, 
 Sen bilmiyorsun ama 
 O günlerde daha mutluydum ben...
Şimdilerde bilmiyorum nereye gittiğimi, 
 Ne yaptığımı, ne ettiğimi, 
 Ama inanır mısın, hiç birinin önemi yok; 
 Bilmek bazen işe yaramıyormuş... 
 Bazen körü körüne âşık olmalıymış insan...

Aşk İçin Cesaret



Biz insanlar bazen çok garip olabiliyoruz. Her anımızı boş geçirebilme yeteneğimiz var hissine kapılıp neredeyse hayatımızın büyük kısmını bu yeteneğimizi sınamaya harcıyoruz. Daha garip olan durum ise genelde bu yeteneğimizi yarınımızı düşünmek için harcıyoruz.
Durmadan bir şeyler yapma peşindeyiz ama hiçbir zaman eyleme dökmüyoruz. Sanki birileri de tam olarak bunu istiyorlar bizden. Durmadan belirli şeylerin farkına varalım ama sadece farkındalık ile kalsın eylemler, hep geri planda kalsın. Çünkü eylemler gerçekleşirse herkes birer doktor veya birer profesör olabilir. Ama doğrusunu söylemek gerekirse bu da şuan dünya düzeninin işine pek gelmez. İnsanlar hep bir şeyleri yapmaktan korkmalı, cesaretleri kırılmalı ve düşünmekle pek uğramamalı ki birileri yol gösterici vazifesi yapabilmeli. Yeri geldiğinde bizleri hayvanlardan ayıran en büyük özellik düşünmemizdir ama nedense harekete geçmek için hep birilerinin gazına gelmek zorundaymış gibi hissediyoruz. Özellikle son zamanlarda halkımız için sıkça duyduğum cümlelerden biri ise gaz ile çalışan bir millet olduğumuz.
Gerçekten öyle mi? Mesela Fatih Sultan Mehmet gazla mı fethe kalkıştı veya Yavuz Sultan Selim birilerinin gazına gelerek mi hazineyi tıka basa doldurdu? Doğrusunu söylemek gerekirse bana öylesine saçma geliyor ki. Aslında verdiğim iki örnekte de çok dikkat ile görülebilecek bir özellik var. Bu özellik her iki padişahımızın da bir adım atmak için en doğru zamanı kollayan ve zaferleri için en uygun zamanı bekleyen insanlar olması. Eğer Fatih şahin toplarını getirtmese yanında gerçekten zafer elde edebilir miydi sizce veya Yavuz gördüğü rüya için doğru Hasanı beklemese gerçekten Halife olabilir miydi? Belki diyebilirsiniz ama çok düşük ihtimaller olduğunu hepimiz biliyoruz.
Doğru zaman ve doğru adımlar her zaman bir sır gibi karşımıza çıkıyor. Hatta dönemler fark etmeksizin yüz yıllardır süregelen en önemli sırlardan ikisi. İkisinin de ortak buluştuğu bir nokta var aslında. Bu İslam dininin de çok değer verdiği kavramlardan biri. Evet, bahsettiğimiz kavram tam olarak Sabır kavramı. Öylesine basit bir o kadarda zor ve gizemli olan bu kelime tam manası ile bir sır. Ancak dikkat etmemiz gereken bir husus var ne zaman harekete geçebileceğimizi kestiremiyorsak beklemenin de bir önemi yoktur.
Aşk konusu da tam olarak böyledir işte çoğu zaman harekete geçeceğimiz zamanı pek kestiremiyoruz. Bazen eylemlerimizde geç kalıyoruz, bazen ise hiç eyleme dökemiyoruz. Aşk derken sadece iki insanın birbirine duyduğu duygular olarak algılamayın sakın. Aslında bana göre yapmaya çalıştığımız herşey birer aşktan ibaret. Kimimiz için aşk İstanbulken, kimimiz için öğretmen olmak veya kimimiz için bir insanken, kimimiz için bir kedi. Birilerimiz ömrünü İstanbul'u görmek için harcar, birilerimiz ise bir insana kavuşmak için. Bu konuların tamamını aşk olarak ele aldığımızda şunu fark ederiz. Aşka ulaşmak için hep bir şeyleri erteliyoruz. Her zaman gelip bizleri bir adım atmak için cesaretlendirecek birilerini bekliyoruz. Bulamadığımızda ise hep yarın demekle yetiniyoruz.
Birilerini beklemek, belki atlatılabilir ama yarına erteliyorsak bir şeyleri, işimiz gerçekten zor. Çünkü bu tam olarak ne zaman harekete geçeceğimizi bilmediğimiz anlamına gelir. Birilerini beklemek bir kitap veya bir insanın yukarıda da bahsettiğim gibi gaza getirmesiyle çok rahat atlatılabilir. Ve genelde ilk adımı attığımızda aslında bunun için beklememize hiç gerek olmadığını geçte olsa anlarız. Önemli olan geç kalmışlık durumumuzu bir sonraki aşkımızda hatırlayarak ilk adım için gerekli cesareti gösterebilmektir.
Ertelemek mevzu bahis olunca ertelemek bugünümüzü hiçe saydığımız anlamına gelir. Çünkü her yarın demek, hiç ettiğimiz bugünümüz demektir. Bununda biraz farkında olarak yarın demeliyiz bu bize ne zaman harekete geçebileceğimiz konusunda önemli derecede yardımcı olur. Diğer yardımcı olacağını düşündüğüm bir durum ise yarınların hiçbir zaman bitmeyeceğinin sürekli hatırda tutulmasıdır. Böylelikle bugünün değerini bir nebze de olsa anlarız sonuçta ömür belirli bir süre üzerine kuruludur.
Eğer bugünü kullanmayı başarırsak birçok aşkımıza da ulaşabildiğimizi görürüz. Özellikle de bir insan ise ertelediğimiz birkaç saniyenin dahi bize kazandıracaklarını onu birkaç saniyeyle bir başkasına kaptırdığınızı düşünerek anlayabilirsiniz.
Ve bütün yazdıklarımı bir kenara atarak düşünün 60 saniye içerisinde patlayacak kapalı bir odada kilitli kaldınız ve sadece kapıyı içeride bulunan bir bilgisayar aracılığı ile açabileceğiniz söylendi. Acaba tek bir saniye durup erteleyeyim diye düşünür müydünüz? Hiç sanmıyorum ölüm korkusu bir anda bizleri harekete geçirecek ve bütün her şeyimizi ortaya koyarak nasıl çıkacağımızı bulmaya adardık. O halde neden hayatta her zaman 60 saniyemiz olduğunu ve aşkımızı kapalı odadan kurtuluşumuz olarak düşünmüyoruz ki? Şimdiye kadar belki düşünmediniz ama şuandan itibaren düşünmek için yüzlerce bugününüz var...
"Onu birkaç saniye sonra kaybedeceğinizi bilseydiniz,
Hala cesaret sorununuz olur muydu? Bence olmazdı.
O halde şimdi cesaretinizi toplayarak aşkınıza yönelin...
Çünkü bahsettiğimiz birkaç saniye, şuan yaşanıyor olabilir..."

Herkes Anlayamaz Bende ki Seni



Herkes anlayamaz bendeki seni... 
 Sen diye başlayan onca kitap okudum. 
 Kimse de anlayamamıştı zaten...
Hiçbir cümle senden bahsedemiyordu, 
 Kelimeler ürkekleşmişti isminin karşısında, 
 Süslü kelimelerin oluşturduğu cümleler yetmiyordu, 
 Sen sadeydin sade olmak gerekiyordu, 
 Oysa insanlar hormonlaşmıştı. 
 Ve hormonlu duygularla kimse anlayamazdı sadeliği...

Seni Çok Özledim



(Ayrılığın Beşinci Yılı...)
Ben yine seni özledim canım burnumda...
- Özleme...
Niye?
- İşte...
- Ben seni sevmiyorum biliyor musun? Sana hiç âşık olmadım?
Alındın mı dün mesaj atmadım diye?
- Yoo, sana alınmıyorum.
- Alışığım o hallere, ama kendimi zorlamak istemiyorum.
- Ben başkasına aşığım...
- Aşk bizim sandığımız şey değil...
Bir ara gel yalan dersi vereyim sana.
Bu kadar kötü söylenmez, bu meret...
Nedir, peki aşk?
Dün bende bulduğunu, bugün başkasında bulduğun mu?
Yoksa ruhların fahişeliği mi? İşine ne gelirse onu yapan...
- Sende bulamadığımı buldum sandığım şey...
- Ne olacak sanıyordun?
- Hayatımın içine edip gittin,
- Şimdi pat diye ölümsüz âşık rolüne büründün yine...
- Bencil olma...
O kadar komik geliyorsun ki bana...
Tıpkı zamanında bana şiir yazdıran cümlen gibi
"çocukluktu bizimkisi",
Biraz olsun değişmez mi insan...
- Senin için dünyayı bi kez daha karşıma almayacağım...
Almana gerek yok...
Çünkü bir tane dünya var ve ben onu karşıma aldım çoktan.
Olmayabilir, sen değilsindir belki... Kader derim...
Ama sen üstüne düşen rolünü yap...
Sonrası senaristin işi oyuncular karar veremez yetkileri yok...
- Sen fahişe de önemli değil, elimi bile tutmaya kıyamayan biriyle gelecek kuruyorum...
- Ve ben seni çok büyüttüm gözümde, aşk sandım vaktinde...
- Ama sen bitirdin hislerimi...
- Sana inadımdan çok hata yaptım...
- Ama biri sabırla bekledi, sevdi,
- Gitmedi, değer verdi...
Yanında olup da hiç gelmeyenler de vardır bu hayatta,
Her gidişinde, hep yanında kalanlar da
Ben, beni sende bırakıp gittiğim için
Bugün nankörsün bu kadar...
Olanlar bundan ibaret...
- Ben sevgilinle sarılıp çekindiğin,
- Sonrada utanmadan reklam yaptığın resim yüzünden
- Çok gözyaşı döktüm.
- Hırsımdandı sevdiğimden değil.
- Ben senin gibi reklam yapmam.
- Yüzüğümü takar sevdiğime sadık kalırım.
- Bende kaldığın için mi milletle sarılıp resim attın.
- Evet, nankörüm ve gururluyum...
- Başka kıza namus gözüyle bakan sarılan
- Bir erkeği istemeyecek kadar...
Bak, resimler ne kadar reklam malzemesiyse,
Diline doladığın yüzükte o kadar reklam kokuyor...
Gurur mu bunun adı?
Kıskançlık mı yoksa hala silemediklerine karşı?
Yazık, hem de çok yazık...
Bak, Ezanlar hala şahitlik yapıyor verilen sözlere,
Ezanın suçu yok ruhlar kaybetmiş kendini.
- Reklam değil, sadece hayatıma müdahale etme saygılı ol,
- Ben yıllarca içimde yaşadım, sende sus...
- Git sevgiline ve bırak yalanların sende kalsın sus...
Sevgilim öylemi... Neyse boş ver...
Ben sensizliğime sarılıp uyuyorum bu gecede,
Sana karmaşık dünyanla beraber iyi geceler.
Arada yaz. Korkma kızmam, herşey gibi acıya da alışıyor insan...
- (Cevap yok...)
Gerçekten unuttun mu beni?
Gerçekten bahsettiğin gibi biri var mı?
...
Böyle sorularla yaşamak hayatın en kötü taraflarından biri sanırım... Her zaman olduğu gibi bu mesajlardan sonra da, ben ilk gidişinde ki gibi günlerce uyuyamadım. Ta ki sen tekrar mesaj atıncaya kadar...
Hatırlıyorsundur aynı şehre geldiğini söylemiştin. Bende buluşmamız mümkün mü diye sormuştum. Buluşmuştuk yıllardan sonra, sen kilo almıştın biraz, bense eskiye göre daha da zayıflamıştım. Ve yüzün daha güler yüzlüydü, benimkine göre...
Seni yolcu ettikten sonraki halimi hatırlıyor musun? Nasıl hatırlamazsın ki hemen ardından mesaj atmıştın, dizlerimden dermanın akıp gittiğini anlarcasına... Tükenmişliğimi yüreğinin en derinlerinde hissedercesine... Bende, en çok beni unutmuş olmandan dem vurdum, sonrasında sen hala sevdiğini itiraf etmiştin... Yine kimseye benzemedin sen, sevdiğini söyleyerek gittin... Ama tebrik ediyorum seni, bu gidişin daha iyiydi ve daha uzun oldu...

Ruh Eşi




Kaç insan aynı olabilir ki hayatta veya insanlar hiç aynı olabilir mi? Aynı acıyı tatmamış insanlara aynı demek insafsızlık olur biraz ve biz insafsızlığın en kötüsünü kendimize yaparız. Hepimizin sayfalarımızı dolduracak ilişkileri olmuştur. Başlarken ruh eşimiz olan insanların nedense ayrılırken bizimle uzaktan yakından benzerlikleri olmaz. Sadece bunlarla da yetinmeyiz ve her seferinde ruh eşimizi aramaya devam ederiz. Bir türlü aklımıza gelmez, bizimle aynı acıları çekmeyen insanlar nasıl ruh eşimiz olabilirler. Bu bir yana aynı acı çekseler bile, aynı sonucu çıkaran insan milyonda birdir, bunların yarısının da erkek (veya bayan) olduğunu farz edersek yoktur demek daha doğru olur...
Birilerinin bizi anlaması için ruh eşimiz olmasına gerek yok. Ne olduğunun, ne iş yaptığının ve nerde olduğunun da hiçbir önemi yok. Önemli olan gerçekten inanıyor muyuz bizi de bir bekleyenin olduğuna. Türkiye sınırları içerisinde ki bütün şehirleri teker teker gezsem, bir tane insan çıkmaz herhalde, "bekleyenim yoktur" diyebilecek. Düşüncede kalsa da çoğu zaman söylediklerimiz, keşke bunlar sadece düşünce olarak kalmasa, her önümüze gelene atlamasak ruh eşimiz diye, bir başkasının kaderini de ikinci el yapmasak...
Bedenler de kalmayın yazdıklarım için sadece bedenler kirlenmez ilişkilerde. Bedeni fahişe olan insan er ya da geç kurtulur bu iğrençlikten, ruhunu kaybeden bulamaz bir daha, kurtulamaz içine düştüğü uçurumdan.
Ne yazık ki çakılacak dibi de yoktur bu uçurumun, durmadan düşmeye devam eder, devam ettikçe de daha derine ulaşır. En dibine varamazsın hiçbir zaman çünkü en dibi diye de bir şey yoktur, sıkılmaktan sıkılır hale gelirsin ama düşmekten kurtulamazsın...
Sanmayın ki ruhları fahişe insanlar sadece bayanlardan oluşur, erkeklerde daha ağırdır durum, hem ruhunu yitirirler hem de her şeylerini... Bu bir kenara bayanlar durumun farkında olurlar ama erkekler ruhlarının kirlendiğinin farkına varmaksızın yaşamaya devam ederler...
"Bana en çok benzeyendin sen,
Bu yüzdendir seni "ruh eşim" sanışım..."

Sessizlik Artık Sensizlik


En fazla sessizlikten korktum ben hayatımda. Ne zaman bir sessizlik hakim etrafa olsa, mutlu edecek bir haber çıkmadı ardından. Konu sen olunca da değişmedi bu şansızlığım. Önce bir sessizlik, sonra gitmeliyim dedin. Nerden bilebilirdim ki bu son gidiş... Peki diyebildim sadece ve sen gittin. Sonrasında yine bir sessizlik... Bitmedi bu son sessizlik adı sensizlik oldu ama hiç bitmedi.
Yıllar geçti ve ben hala sessizliğin huzurunda sensizliği yâd ediyorum. Hiç tahmin etmemiştim bu kadar uzun süreceğini. Nasıl bir gidişti o öyle bütün hücrelerim sessizliğe boğuldu. Ve sen gittin, gideli konuşmak boş bir eylem haline geldi. Hem ne konuşabilirdim ki? Sessizlik bu kadar sıkarken canımı, birde sensizlikten dem vurmak daha fazla acıdan başka ne getirebilirdi ki bana? Aslında bu yüzden seçtim ben yazmayı, bu şekilde daha az acı çekiyorum. Öyle olmasa bile ben kendimi böyle kandırmayı seçiyorum... Birde yazmak için sessizliğe ihtiyaç var tabi... Baktım bende de bi hayli sessizlik birikmiş, Allah vermiş kullanmak lazım dedim, işte sonra sensizlik böyle bir kitap oldu...
"Benim hayat hikâyem sessizlikle başladı. Sonra sessizlik yerini sensizliğe bıraktı ve sensizlik o kadar büyüdü ki kalbimde yer bulamayınca böyle bir kitaba sığındı..."

Cedric gibi çocuksu kalbimle sevdim seni.. Unutma çocukluk aşkları unutulmaz ♥


Dudaklarını Değil, Alnını Öpmeyi Hayal Eden İnsanlardır Sevenler...


Bugün akar gider Birsel ama dün varya dün kalır işte !


Sen bekletsende geçmişi o beklemekten yılmaz, hep peşinde !


Gün Gelecek


Gün ışığı doğmaz bu gecemede, Biliyorum bu sabahta sen olmayacaksın ne yanımda ne sağımda nede solumda... Sensizlik başıma vuracak yine, gelemeceğim kendime günlerce. Sadece sen desede nefesim, olmayacaksın bırak yanımda, etrafımda bile... Oysa nefes almayı unutacağım kimi zaman, ama seni asla, seni asla unutamayacağım... Çünkü gün gelecek seni çekeceğim içime sadece seni...

Hayat üzerime geliyor şimdi, saatler sensizlik çalıyor yine.. Yine matem sarıyor her tarafımı, seni özlesede bedenim sadece resimlerle geçiyor gecelerim.. Bir gecedemi unutmaz insan, unutmuyor işte unutamıyor nefes almayı unutuyor ama seni unutamıyor.. Çünkü biliyor gün gelecek seni çekecek içine, sadece seni...

Cuma Bozkurt

İki Dilde Yanlış İnsan...




Bir Bayandan "Yanlış İnsan" - M...K...
___________________________________________________________________________________
sevgi ararsın onu birinde bulursun sevgisi kocaman olur kalbinde zaman geçer yavaş yavaş içinde eksilmeler başlar hayır seviyorum dersin devam edersin kabullenmek istemezsin hiçbir zaman onu kaybetmeyi hep susarın sabredersin zaman daha çok geçer sende hayatından birşeyler çalmaya başlar fedakarlıklar fırsatları kaçırır göz yumarsın sadece seviyorum dersin sonra yavaştan düşmeye başlar gözünde sevginden şüphe duyarsın seviyorum hayır sevmiyorum sevmek için uğraşabilirim derken bi bakarsın ki onua dokunmak ona bakmak onu görmek hatta adınu bile duymak istemezsin iğrenerek bakarsın o kadar zamandır sevdiğini sandığın insanı sadece ihtiyacın olan sevgiyi bulduğunu zannettiğin için sevmek zorunda kalmış olduğunu anlarsın

Bir Erkekten " Yanlış İnsan" - Cuma Bozkurt

______________________________________________________________________________
sadece o değil bence o kadar yoruyor ki hayat insanı birilerinin daha doğrusu artık hayat arkadaşım çıksın karşıma bazen o kadar ihtiyaç duyuyorki tam düşecekken uçurum kenarından birilerinin elinden tutup çekmesini o kadar istiyorki artık gözler sadece onu arıyor duygular onda yoğunlaşıyor ve birde bakıyorsun sadece diğer insanlardan biraz daha farklı tavırlar sergileyen biri çıkm karşına zaten bir arayış içinde kalbin saf dışı bırakıyor aklını düşünemez oluyorsun tamam bu diyorsun sonra bi bakıyorsun bir süre herşey güzel lay lay lom sonra sonra gerçek yüzü çıkıyor ortaya o insanında ama yapacak birşey bulamıyorsun tekrar dönmek istemiyorsun o günlere sabır sabır sabır ama nereye kadar birde bakıyorsun o çok güvendiğin hayat arkadaşın olsun istediğin insan seni çekip aldığı uçurumdan iki defa atmış aşağı cesedine bile saygı duymadan ....

Ne varsa buğusu genzi yakan Ekmek gibi aşk gibi Ah.. Ne varsa güzellikten yana Bölüştüm, büyümüştüm. Bu ne yaman çelişki anne..


Seni belki istediğin gibi sevemem ama asla bırakmayacağım..


Hatırlamak unutmaktan zordur .


'Türlü türlü cefanın Adını aşk koymuşlar.''


Onlar Yıllarca sustular şimdi konuşma zamanı..


Siz benim neden sustuğumu nerden bileceksiniz.


''Özgürlük,Kişinin her zorluğun üstesinden geldikten sonra,aldığı nefesteki ruh halidir.''


''Geç kalındığını düşündüğünüz hiçbirşey değersiz değildir.''


Beni bilirsin; ben neredeysem, yalnızlığın başkenti orasıdır.


‎"Kur'an edebiyat değil, hayattır; dolayısı ile O'na bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır."


"Acı çektikçe insan olgunlaşırmış.. Yalan be!.. İlk önce kalbin kırılır, sonra çürümeye başlarsın.."


Yaşamak İle Ölmek Arasında AŞK

Aşk daha insan yaşamak nedir anlamazken öldürmesiymiş insanı... Zaten nefes alamazken tükürüğünüde yutkunamamasıymış... Yaşar gibi dolandırıp asıl öldürenmiş... Aşk hiç başlamadan kaybedilen savaşmış... Değil birgün, ikigün ömürlerin silindiği yermiş... Yaşamak kelimesinin olmadığı bir dünyaymış AŞK...

Herşeyin bir bedeli vardır


Herşeyin bir bedeli vardır… Gülü seviyorsanız, dikenine katlanmak zorundasınız veya balık tutmak istiyorsanız ıslanmayı göze almanız gerekir. Mutluluk istiyorsanız önce bazı mutluluklarınızı feda etmeniz gerekir. Her yerde her zaman mutlaka birşeyleri feda etmeniz gerekir. Mesela yaşınızdan daha büyük olmanızı gerektirir bazen hayat, çocukluğunuzu bir kenara bırakıp yirmi yıl sonrası için fedakârlık yapmanızı ister. Oyuncaklar arasında olmanız gerekirken şıklar arasında kalırsınız… Yani sözün özü; sürekli isyan ettiğiniz bir dünya, size isyandan öte birşey getirmez. Çünkü mutluluğun bedeli yalnızca mutluluktur…
- CUMA BOZKURT

Cuma Bozkurt - Bir Yudum Aşk kitabından güzel aşk sözleri...